Hayatımıza giren bazı insanlar vardır; gelirler, her şeyi değiştirirler ama kalmazlar. Kadim öğretiler bu karşılaşmaları “yanlış zaman” ya da “eksik hikâye” olarak değil, ruhun uyanışı olarak tanımlar. Yin ve Yang’ın yasak hikâyesi de tam olarak bunu anlatır.
Kadim zamanlarda, evren henüz isimler almamışken iki öz vardı. Biri Yin, biri Yang. Birbirlerini tanıyorlardı ama aynı yerde duramıyorlardı. Çünkü biri karanlıktı, sessizlikti, beklemekti; diğeri ise ışıktı, hareketti, dönüşümdü. Yin hissederdi, hatırlardı, derinlerde kalanı saklardı. Yang gelir, dokunur, yakar ve değiştirirdi.
Bir araya geldiklerinde evren doğuyor, ayrıldıklarında zaman akıyordu. Kadim bilgelik, bu bağın bir kavuşma vaadi değil, bir denge öğretisi olduğunu söyler. Çünkü eğer kavuşsalardı, gece gündüz olurdu; sessizlik anlamını yitirir, ışık sıradanlaşırdı.
Bu yüzden kader onları yan yana ama ayrı yazdı. Birinin varlığı, diğerinin yokluğuyla anlaşılsın diye…
Kadim öğretilere göre “kaderin olmayan kişi”, seni tamamlayan değil; seni kendine hatırlatandır. Onunla her şey mümkün gibi hissedilir ama hiçbir şey uzun sürmez. Çünkü o bir eş değildir; bir aynadır. Sana kim olduğunu gösterir, ruhunu uyandırır ve sonra çekilir.
Bu bağın bu kadar derin hissedilmesinin sebebi de budur. Yin, Yang’ı tanır. Yang, Yin’i unutmamıştır. Ama bilmek, sahip olmak değildir. Sevmek, kalmak zorunda değildir.
Kadim bilgelik şu cümleyle noktayı koyar:
Bazı ruhlar el ele yürümek için değil, birbirine yol göstermek için yazılır.
