“Hz. Âdem’in ilk eşi kimdi?” sorusu, yüzyıllardır merak uyandıran ve zaman zaman tartışmaları alevlendiren konuların başında geliyor. İslam ve Hristiyanlık kaynaklarında cevap net bir şekilde Havva olarak verilirken, bazı Yahudi metinleri ve modern anlatılar Lilith adında başka bir figürü gündeme getiriyor. Peki bu hikâyeler nereden geliyor ve hangisi inanç, hangisi mitoloji?
İslam inancına göre Hz. Âdem’in eşi Hz. Havva’dır. Kur’an-ı Kerim’de Havva’nın adı açıkça geçmez; ancak Âdem’in “eşinin” kendisinden yaratıldığı belirtilir. İslamî tefsirlerde bu eşin Havva olduğu kabul edilir ve Lilith’e dair herhangi bir bilgiye yer verilmez. Bu nedenle İslam kaynaklarında Lilith’in varlığına dair bir anlatı bulunmaz.
Hristiyanlıkta da tablo benzerdir. Tevrat’ın Yaratılış (Genesis) bölümünde Havva, Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılan ilk kadın olarak anlatılır. Bu anlatı, yüzyıllar boyunca Batı dünyasında insanlığın başlangıcına dair temel referanslardan biri olmuştur.

Lilith hikâyesi ise kutsal metinlerin dışında, Yahudi folkloru ve apokrif (kanonik olmayan) metinlerde karşımıza çıkar. Özellikle Orta Çağ’da kaleme alınan Ben Sira’nın Alfabesi adlı metinde Lilith, Âdem ile aynı topraktan yaratılan ilk kadın olarak tasvir edilir. Rivayete göre Lilith, Âdem’e boyun eğmeyi reddeder, eşit olmak ister ve bu nedenle cenneti terk eder. Bu ayrılığın ardından ise zamanla şeytani ve korkutucu bir figür hâline getirilir.
Dikkat çeken nokta şu: Lilith, kutsal kitaplarda yer alan bir karakter değil; kültürel ve sembolik bir figürdür. Geleneksel anlatılarda Lilith, itaatsizliği nedeniyle dışlanan ve korkulan bir varlık olarak sunulurken, modern yorumlarda ise bağımsızlık, özgür irade ve kadın kimliğinin sembolü olarak ele alınır. Bu da Lilith’in zaman içinde farklı anlamlar yüklenen bir figüre dönüştüğünü gösterir.
Özetle tablo oldukça nettir:
İslam ve Hristiyanlık inancına göre: Hz. Âdem’in eşi Havva’dır.
Lilith anlatısı: İnanç temelli değil, mitolojik ve folklorik kaynaklara dayanır.
Bu nedenle “Hz. Âdem’in eşi Lilith miydi?” sorusu, dini bir gerçeklikten çok; tarih, mitoloji ve kültürel anlatılar çerçevesinde ele alınan bir tartışma olarak görülür. Tartışmanın bu kadar ilgi çekmesinin nedeni ise insanlığın kökenine dair anlatıların, her dönemde merak uyandırmaya devam etmesidir.
