Hamilelikte yaşanan stres yalnızca annenin ruh halini değil, bebeğin kaderini de etkileyebiliyor. Bilim insanlarına göre yoğun stres altındaki gebeliklerde kız bebek doğurma ihtimali belirgin şekilde artıyor. Bunun nedeni ise erkek fetüslerin biyolojik olarak strese karşı daha kırılgan olması.
2019 yılında dünyanın en saygın bilim dergilerinden biri olan PNAS’te yayımlanan kapsamlı bir araştırma, hamileliğin özellikle ilk aylarında yaşanan stresin doğum sonuçlarını doğrudan etkileyebildiğini ortaya koydu. Çalışma kapsamında 187 hamile kadın ilk trimesterden itibaren yakından izlendi.
Araştırmacılar yalnızca psikolojik durumu değil; anksiyete, depresyon, travma belirtileri, tansiyon, kortizol seviyesi, iltihap değerleri, uyku düzeni, beslenme ve kalori alımı gibi toplam 27 farklı stres göstergesini inceledi.

Sonuçlar oldukça çarpıcıydı:
Düşük stresli ve sağlıklı anneler: Erkek bebek oranı %65’e ulaştı. (ABD ortalaması yaklaşık %50)
Psikolojik olarak yüksek stres yaşayan anneler (yoğun anksiyete ve depresyon): Erkek bebek oranı %40’a geriledi.
Fiziksel olarak yüksek stres yaşayan anneler (yüksek tansiyon, günlük 500–600 kalori fazla alım, zihinsel stres yok): Erkek bebek oranı yalnızca %31 oldu. Bu da neredeyse iki kız bebeğe karşılık bir erkek bebek anlamına geliyor.
Araştırma boyunca dünyaya gelen 88 erkek bebeğin 69’u düşük stresli annelerden doğdu. Fiziksel stresin yoğun olduğu grupta ise sadece 8 erkek bebek dünyaya geldi.
Bilim insanlarının yorumu net: Erkek embriyolar biyolojik olarak daha hassas. Erken gebelikte artan stres hormonları (özellikle kortizol), iltihaplanma ve fiziksel yük, erkek fetüslerin rahme tutunma ve hayatta kalma ihtimalini ciddi şekilde azaltıyor.
Uzmanlara göre bu çalışma, bebeğin cinsiyetinin yalnızca genetik bir şans meselesi olmadığını gösteriyor. Anne bedeninin yaşadığı stres, rahimdeki yaşamı doğrudan etkiliyor. Kısacası, rahim dış dünyada olup biteni gerçekten “dinliyor” ve bu sinyallere göre tepki veriyor.
